anektodlar - Hamza ER'in Kişisel Sayfasına Hoş Geldiniz. - Blogcu



« Önceki |

28/8/2006

ÖZLÜ SÖZLER :

MÜSLÜMAN BEDENLER YAPRAK GİBİ DÜŞERKEN TOPRAĞA

LOKMALAR GEÇECEK Mİ KURSAKTAN İFTAR SOFRALARINDA

 

TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM, TARİHTEKİ MİSYONUNU KAZANMIŞ

MESCİDLER’DEN BAŞLAYACAKTIR.

 

YERYÜZÜ MESCİDİNDE, ALLAH’IN İSMİNİN ANILMASINA

ENGEL OLANLARIN HEZİMETİ KAÇINILMAZ OLACAKTIR.

 

FİKİR, ŞEKİL VE TAVIR’DA  Kİ ÇÖZÜLMELER ;

DEĞİŞİM ADI ALTINDA, YENİ İSTİKAMET ARAYIŞLARININ BİR SONUCUDUR.

 

“HAYA İMANDANDIR  BUYURAN BİR PEYGAMBERİN ÜMMETİ;

DÜNYEVİ İHTİRASLAR UĞRUNA AHLAKİ DEĞERLERİNİ YİTİRMEMELİDİR.

 

Babasının, zamanını, enerjisini, malını ve canını  feda etmesini, gerektiğinde, annesini, kendisini ve kardeşlerini, mazeret olarak sorumluluklarının önüne geçirmediğini gören bir çocuk ŞEHADET  bilincini bizzat hissederek kazanacaktır.

 

  MܒMİNLERİN NİKAHI TEVHİD TOPLUMUNUN İLK İŞARETİDİR.

28/8/2006

GERÇEK ÖZGÜRLÜK, TAĞUTLARIN ESARET VE ZULMÜNDEN KURTULUP YALNIZ

MAZLUM  FELLUCE  :                                                                                 

 Irak'ın musibet dolu olayları, öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, Müslüman olan, hatta birazcık insani duygular taşıyan her insanı kahretmeye ve üzüntülere boğmaya yeter.

 Felluce'de binlerce çocuk, kadın ve sivil halkın katliamı, yaralıların bile idam edilişi, suçsuz günahsız insanların tutuklanması, evlerin, camilerin ve ibadet yerlerinin yerle bir edilmesi, evlerin  harimine şaşılacak derece tecavüz edilmesi, hamiyetli insanların gözlerine uykuyu haram etmekte ve kalpleri titretmektedir!  Şimdi Felluce'nin ardından aynı faciaların Musul, Samerra, Bakube ve diğer şehirlerde de tekrarlanmasından söz ediliyor!

        Canilerin idamının lağvedilmesini (Saddam ve avanesi) kendileri için bir iftihar vesilesi olarak takdim edenler, suçsuz insanların toplu halde idamlarına gelince, rahatlıkla buna göz yumabiliyor  ve seyirci kalabiliyorlar!!

Acaba "Yaralı esirin vurulması"  Irak'ta icra edilen vahşetin milyonda kaçıdır? Yayınlanan, işgalci Amerikan ordusuna monte edilmiş bir gazetecinin kamerasıyla kaydedilen, sonra sansürden geçerek her nasılsa yayınına izin verilen sadece bir görüntüdür. Üzerlerine bomba yağdırılan, tanklarla vurulan cami, bilemediğimiz diğer camilerden sadece bir camidir. Kurşunu sıkan binlerce işgalci askerden bir asker, fotoğraf, vahşetin kırpıla kırpıla bir kareye indirilmiş resmidir.  Sansüre sığmayan vahşet!

 Müslüman ve Arap devletleri, nasıl bunca cinayete pasif bir seyirci olarak kalabiliyorlar? Iraklı ailelerin ve mazlum halkın "Ya lel-Müslimin" (İmdat ey Müslümanlar) feryat ve çığlığı, her yerde yankılanmakta! Bu durum, devletler ve milletlere en azından suskun kalmamaları ve tecavüzcü ve işgalci zorba müstekbirler tarafından bir grup mazlum Müslümana reva görülen bu büyük zulme karşı itiraz seslerini yükseltmeleri ve lanetlemeleri için yeterli bir sebep değil mi?

Felluce'ye saldıran ABD askerleri olsa da, onların "arkamızdalar" dediği ülkeler tablosunun içinde olmanın utancı daha ne kadar taşınacaktır. Parça parça Felluce'de paramparça cesetleri parçalayan hiddet ve şiddeti, üslerle, mallarla, hizmetlerle besleyen bir konumda olmanın zelilliği daha ne kadar devam edecektir. 

Bir zamanlar, ABD yönlendirmesiyle Birleşmiş Milletler'in koyduğu ambargoda nasıl "milyarlarca dolar iş kaybedip" on binlerce Iraklı çocuğun ölümünde "bir parça" olunmuşsa, şimdi "milyonlarca dolarlık iş" uğruna her gün kamyon şoförlerini bir cehenneme sürerken ve onların 60 kadarının kanı,  Irak'ın kan gölüne karışırken de "bir parça olunduğu unutulmamalıdır.

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, bütün İslam Ümmet'i, kuruluşlar ve seçkin şahsiyetler, İslam Ümmeti için hayati bir önem taşıyan ve kaderlerinin çizildiği bu şartlarda ısrarla görevlerini ifa etmeleri ve bu vahşete daha fazla seyirci kalmamalıdırlar.

Kamuoyunda ses getiren boykot kampanyaları takip edilmeli, sıkılan bir kurşunun sebebi olmaktan çekinilmelidir.

28/7/2006

Beklenen Sahte Beraberlikler değil, Yeniden Ümmetin İhyasıdır :

          Arkasında kan, gözyaşı, kibir ve bencillik olan bir medeniyet, Allah’ın muttaki kullarına çağdaşlaşma örneği asla olamaz.

            XIX. y.y. başlarına  kadar kadınların insani haklarını tartışan, vatandaş olarak kabul etmeyen, dünya savaşları adıyla hırs ve ihtirasın tutsağı olan, hem zihinsel, hem fiziksel temizlikten yoksun Hristiyan Avrupa’nın, İslam’ın izzetini kuşanmış Mü’minlere verebileceği hiçbir şey yoktur.

Yıllarca bir çok ulusu sömürgeleştirerek, bir yarasa gibi kanını emen, bu halkları, kendi zenginlikleri ve safahatları için açlık, yoksulluk ve hastalıkların pençesine doğru iten, daha halen günümüzde kirli hesaplarla, masum milyonların ambargolar sonucu ilaçsızlık ve gıda yetersizliği ile,  veya üzerlerine bombalar yağdırarak katledilmelerinin mimarı olan haçlı zihniyetinin, insan hakları adı altında sunacağı bir belgeyi, Allah’ın adaletine iman etmiş hiçbir takva önderi ciddiye almaz, alamaz..

             Sahte gülücükler ile aile fotoğraflarında poz veren, ama arkadan, tüm kültürel,ekonomik, ahlaki, ve milli değerleri alt üst edecek şartlar öne süren AB temsilcilerinin, hiçbir zaman Allah’ın dinine tam teslim olmuş bir toplulukla beraber hareket etmesi de zaten beklenemez. Eğer bir yakınlaşma olmuşsa ve bazı adımlar atılmışsa  bunun sebebi, ne acıdır ki herhalde onların hayat anlayışlarını “başarıyla !” taklit ederek onlara benzemeye başlanılmasındandır.

“Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.” (2/Bakara120)

            Yıllardır alaycı ifadelerle eleştirilen Ümmet anlayışına karşı daima ulus devlet modeli empoze edilmiş, Müslümanların tek bir güç olabilme imkanları daha başlamadan bitmiştir. Ama şimdi günümüzde küreselleşme tanımlamaları, dünya büyük bir köy ifadeleri ile ulus kimlikleri önemsemeden gerçekleştirilen kutuplaşmalar, Müslümanların sürekli model olarak ortaya koyduğu sınırsal değil inanç ve eylem birlikteliği anlayışına geri dönüldüğünü göstermektedir. Ama bunu gerçekleştiren Müslümanlar değil, ABD, Hristiyan Avrupa ülkeleri, Rusya, Çin, Hindistan gibi Asya ülkeleridir.  Halkı Müslüman ülkeler, daha vahşet ve katliamlara karşı bile zorla toplayabildikleri ve  vakit geçirdikleri İslam Konferansı Örgütü ile bu değişimi yakalayabilecek gözükmemektedirler. Çünkü emperyalist güçlerin kuklası ve işbirlikçisi idareciler başlarında yer almaktadır.

          Tüm bu sahte yakınlaşmalar ve piyon idarecilerden beri olan tüm mü’minlerin, tevhid çatısı altında toparlanarak projeler geliştirmeleri artık bir zorunluluk olmuştur. Rabbi Allah, Rehberi Kur’an, önderi Hz. Resulullah, söylemi selam olan bu topluluğun teşekkülü, yeryüzünün ıslahı, adalet ve hakk harcı ile imarının sağlanması, insanlığın imana ulaşmalarındaki engellerin bertaraf edilebilmesi için  kaçınılmazdır.  

28/6/2006

İŞGENCECİ KATİLLERİ İSTEMİYORUZ

Irak’ta işgal her geçen gün  ayrı bir acı veriyor. Ortaya çıkan işkence fotoğrafları ve görüntüleri, ABD ve müttefiklerinin gayri insani yüzlerini açıkça göstermekte...

Bu sahneler yeni de olsa bizleri pek şaşırtmaması lazım. Çünkü bu zihniyet değil mi ayak bastığı kıtada milyonlarca kızıl ırkı katleden, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atarak masum yüz binleri katleden, ülkesinde zenci ırkını ikinci sınıf gören, Afrika kıtasının en büyük ilaç fabrikasını Sudan’ı bombalayarak yok eden, Mübarek topraklar da işgalci israil güçlerinin yaptığı katliamların finansörlüğünü yapan...

İşte bu sebeple bizler, 28-29 Haziran’da  düzenlenecek olan NATO zirvesine katılmak için İstanbul’a gelmesi planlanan, sabıka dosyası kan, vahşet, işkence ve katliamlarla dolu olan ABD’nin başında ki Bush’u bu topraklarda görmek istemiyoruz. Iraklı Müslümanlara yapılan eziyet ve tecavüzlerin sorumlularının, bu topraklarda hiçbir şey olmamış gibi gülücükler atarak tokalaşma fotoğrafları çektirmelerini içimize sindiremiyoruz. Allah’a ve Resule iman eden bir Mü’minin kardeşinin katiline hürmeti zulüm olarak bize yeter...

28/6/2006

İLİMİZ VAR O DİYARDA GARİP KALMIŞ UZAKLARDA EL UZATMIŞ ELİMİZE B

 

Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (2/Bakara 155)

 

            Allah(c.c.) katından, kimisi için imtihan olarak idrak edeceğimiz bir musibet olan deprem ve onun sebep olduğu dev dalgalar, yüzbinlerce insanın mağduriyetini peşinden getirmiştir. Batıda bir Müslümanın eline bir diken batsa doğudaki Müslümanın eli sızlaması gerekir ahlakı ile yetişmiş biz Müslümanlar güney Asya’nın Açe bölgesinde ki mağdur insanlara yardım etmeyi kendimize bir görev bilmeliyiz.

            Daha halen bazı köylerinde halife adına hutbelerin okunduğu, Osmanlıya kırım savaşında 10 bin İspanyol Filorini yardım gönderen ve Kurtuluş savaşında da başlarındaki sömürge yönetimine rağmen desteklerini esirgemeyen bu bölge halkları ile bağlarımız halen koparılamamıştır.

 

Şimdi sıra Bizde :

Onlar(Muttakiler), gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (2/Bakara 3)